“23 Nisan çocukları eğlendirmek günü değildir”

Tarihçi-Yazar Mustafa Armağan, 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın nasıl ortaya çıktığı konusunu “Küller Altında Yakın Tarih” isimli kitabında irdeliyor ve 23 Nisan’ın nasıl amacından saptırıldığını ortaya koyuyor.

Taihçi-Yazar Mustafa Armağan’ın “Hangi 23 Nisan?” başlıklı yazısını Ajans 68 takipçileri için iktibas ediyoruz:

Hangi 23 Nisan?

Necdet Sakaoğlu’nun Toplumsal Tarih dergisinde (sayı: 52, Nisan 1998) “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın Tarihinden” başlıklı çarpıcı araştırmasını okuyunca ‘Sahi, bayramların da bir tarihi olmalı, değil mi?’ sorusuyla düşüncelere daldım. Sakaoğlu, verimli bir araştırmacı; yakın tarih, özellikle de İstanbul tarihi üzerine pek çok makalenin ve İstanbul Ansiklopedisi’ndeki yüzlerce maddenin yazarı.

Bu defa 23 Nisan’ın “çocuk bayramı” olarak kutlanışının tarihine eğiliyor ve ilginç sonuçlara ulaşıyor Sakaoğlu. Mesela ilk 23 Nisan, 23 Nisan 1921’de ‘bayram’ olarak değil, ‘tezahürat’ olarak kutlanmıştır; ama çocuk bayramı değildir henüz. 23 Nisan’ın çocuk bayramı olarak kutlanması için 1929 yılını beklemek gerekecektir; yani TBMM’nin açılışının 9. yıldönümünü…

Ancak 23 Nisan’ın neden ve nasıl çocuk bayramı olduğunun da ilginç bir tarihi olduğunu öğreniyoruz Sakaoğlu’nun araştırmasından. 1921 tarihinde kurulan Himaye-i Etfal Cemiyeti (sonradan Çocuk Esirgeme Kurumu), esas olarak gazi ve şehitlerin çocuklarının bakımını üstlenmek üzere kurulmuştur. 1929 yılına kadar sadece Hakimiyet-i Milliye Bayramı olarak kutlanan 23 Nisan’ın çocuk bayramı haline gelmesi, iste bu Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin bir genelgesiyle gerçekleşmiştir. Kendi örgütüne yolladığı bir genelge ile 23-29 Nisan günlerini “Çocuk Haftası”, 23 Nisan’ı da Hakimiyet-i Milliye Bayramı’na paralel olarak “Çocuk Bayramı” ilan etmiştir cemiyet.

İlk 23 Nisan ‘Çocuk Bayramı’ böylece 1929’da, bugünkü adıyla Çocuk Esirgeme Kurumu’nun Genel Merkezi’nde başlayan törenlerle kutlanmış, reis Doktor Fuat (Umay)’a tebrikler iletilmiş, devlet erkanı (örneğin Başvekil İnönü, bir sepet içinde çocuklara seker dağıtmıştır) ve Meclis Başkanı törenlere ve ardından “çocuk baloları”na katılmışlardır. Ancak, belgeler bize Atatürk’ün bu bayramın ne kutlanmaya başlanmasında, ne de gelenekselleştirilmesinde hiçbir dahlinin olmadığını gösteriyor. Hatta onun 1929’dan ölene kadarki süreçte sadece “iki defa” çocuk balolarına katıldığını öğrenmemize rağmen, ne bir demecine, ne de bir konuşmasına rastlanmaktadır; zira bu bayram, doğrudan Cumhurbaşkanı’nı değil, Meclis Başkanı’nı ilgilendirmektedir; tebrikler de o zamanki Meclis Başkanı Kazım (Özalp) Paşa tarafından kabul edilmektedir tabiatıyla.

Amacından sapmakta gecikmeyecektir 23 Nisan kutlamaları. Şehit ve gazi çocuklarının gönendirilmesi, yetiştirilmesi amacıyla ihdas edilen çocuk bayramları valilerin, müdürlerin, eşrafın kendi çocuklarını süsleyip püsleyerek kortejlere katmaları, “renkli ve göz alıcı balolara” götürmeleri, en güzel kimin (sonraları hangi okulun) çocuğunun giyindiği yarışmaları gibi çarpık uygulamalara sahne olmaya başlayan 23 Nisan’lara tepki hemen ertesi yil Resimli Ay’dan gelmekte gecikmemiştir. Sabiha Zekeriya (Sertel) imzasıyla çıkan bir yazı, memlekette bu kadar yoksulluk varken, bu kadar kimsesiz, yetim, öksüz, hastalıklı, okula gidemeyen, ağır ve sağlıksız islerde karin tokluğuna çalıştırılan çocuklar varken böyle bir “eğlencenin yersizliğini ve amacından saptırılmış olduğunu vurgulamaktadır: “23 Nisan çocukları eğlendirmek günü değildir. Himaye-i Etfal’in yaptığı programı yanlış tatbik edenler, bunu bir eğlence günü kabul ettiler… 23 Nisan açların, hastaların, iste çalışan çocukların günüdür. Onların dertlerinin konuşulacağı gündür.”

Sabiha Zekeriya, bugünkü ‘stadyum kutlamalarını görse acaba ne derdi? Hiç şüphesiz, şehit ve gazi çocuklarının bu kutlamaların neresinde yer aldığını sorar ve 23 Nisan’ların asli amacına uygun olarak kutlanmasını isterdi. Bugün de gazi ve şehitlerimiz yok mu? Bugün de kimsesiz, aç, yoksul çocuklarımız yok mu? Bu bayram onların hangi derdine derman, hangi yaralarına merhem olacak acaba? Hatta onları hiç hatırlayan olacak mı?

Anahtar Kelimeler: , ,