Ayetlere Biçtiğimiz Değer Ve Yazılanlar

Son zamanlarda hemen her müslümanın diline pelesenk olmuş bir islami yaşam tarzı, islami düşünce, islami bakış açısı gibi kavramlarla karşılaşmaktayız. Gerek gazete köşelerinde, gerek şiir ve denemelerimizde olsun konjektür gereği veyahut samimi niyetlerle bir islami anlayış,bakış furyası esmektedir. Her müslümanın bu durumdan kıvanç duyması elbette normal karşılanmaktadır;Fakat islami düşünce bakış ve yaşam tarzı üzerine bina edilen düşüncelerin neleri önemsizleştirdiğine bakmak zorundayız.

Bildiğimiz gibi bu tarz elbetteki dayanağını ayetler ve hadislerden almaktadır. İnananların dayandıkları, kendisinden güç aldıkları ve mutlak doğru olarak kabul ettikleri Kuran-ı Kerim, dolayısıyla ayetlerler, bu konudada sıkça karşımıza çıkmaktadır. Müslümanlar ayetlerin ışığında söylem ve eylem geliştiren, bu minval üzere hareket eden insanlar oldukları için,klavuzları da; gerek kabul görmek için,gerek dayanak oluşturmak için ayetler olmaktadır. Bu duruma paralel olarak ayetler yazdıklarımızda ve düşündüklerimizde sıkça rastlanan ve kimi zaman amenna ve saddak dediğimiz kimi zaman bu yönden hiç bakmamıştım dediğimiz düşünceleri ve argümanları da beraberinde getirmektedir.

Hazin olan ise, Hz Alinin belirttiği gibi ”Kuran konuşmaz Kuran-ı konuşturan insandır” sözüne mutabık kalışımız ve Kuran-ı hiç konuşmadığı konular hakkkındada konuşturur oluşumuzdur. Her hangi bir tezi veya düşünceyi savunmak için hiç çekinmeden meali açıp kendimize göre bir ayet bulup tezimizi düşüncemizi temellendirebiliyoruz. Veyahut savunduğumuz siyasi partiye teolojik bir mahiyet kazandırmak için bir meal yeterli oluyor.

Sosyal medyada bir fikri savunurken kendi fikrini teyid ettiğini düşünerek hemen Bakara veya Tevbe suresinden bir kaç ayetle karşı tarafı ekarte etmekte hiç bir sakınca görmüyoruz. Kendi hocamızı, liderimizi savunmak adına ayetin siyak ve sıbakını, sebebi nüzulünu bir tarafa bırakarak “Bu kitap bana inmiş ve evrensel, bugün de bunu söylüyor” diyebilme cüretini kendimizde bulabilmekteyiz. Ömründe meal bitirmemiş, Türkiye’deki meallerden haberi olmayan, tefsir nedir bilmeyen, tevil nedir, tahrif nedir hiç bilmeyen, Usul nedir duymayan; herhangi bir müslüman İmam Ebu Hanife ye İmam Şafii ye hatta Hz Ömer’e taş çıkartacak hükümleri ardı ardına sıralayabilmektedir.

”Kuran-ı Kerim-i ilahi bir hitap olarak değil ilahi bir kitap olarak değerlendirmek” ve her fikrimizi kitaba empoze etmek maalesef son dönemlerde müslümaların tek yaptıkları iş olmuştur. Lafta Kuran’ın yolunu takip ettiğini söyleyen biz müslümanlar, bir oy uğruna, karizması uğruna, malı,makamı uğruna ayetlere olmadık anlamlar yüklemekte ve bunda hiç bir behis görmemekteyiz. Elbette ki Kuran-ı her müslüman okumalı ve anlamalıdır; Lakin bu anlama yaşamak içindir. İnsanları, ayetlerle dövmek için değildir. Ezberlediğim bir kaç ayetle karşıdakinin fikirlerini çürüteyim ve mağlup edeyim zihniyeti, hitaba en büyük hakarettir. Merhum Mehmet Akif’in ”Kuran’dan alarak ilhamı asrın idrakine söyletmeliyiz islamı” sözü bugün 1 tl ye aldığımız bir mealden insanlara cakas atmayı doğurmamalıdır. Heva ve heveslerimize göre ayetleri konuşturamayız, konuşturmamalıyız. Kuran’ı anlamak için yalın bir meal alıp okumadan önce bu işe hayatını vermiş insanların eserlerini okumalıyız.

Meal ne demektir?, Nedir?, Ne değildir?, Sınırları nedir?, Nasıl okumalar yapılmalıdır?, öncelikle bunu öğrenmek zorundayız. Öncelikle mealler hakkında bir okuma yapılmak zorundadır. Bu da yetmez; bugün bilgiye daha hızlı ulaşılabildiğimiz için bir kaç farklı kaynak ve tefsir hocasından okuduğumuz ayet hakkında okuma ve dinleme yapmalıyız.

İlim avamın yapacağı bir iş değildir.Kim ne derse desin bu değişmez kaidedir. İlimde derinleşmiş insanlardan faydalanmak hem realitedir, hem sünnettir. Ayetler bana hitap etmiştir; benim malımdır, dolayısıyla her konu hakkında ahkam kesmemi sağlayan yegane dayanaktır düşüncesi delalet, hatta hitaba en büyük hıyanettir. Müslümanlar akıllarını başlarına almak, azca konuşup,fazlaca okumak zorundadırlar.
Öyle bir zamana geldik ki artık ayetler dahi tamamen alınmamakta, ayetin içerisinden o an ve duruma göre bir kelime alınarak kah dalga konusu yapılmakta, kah üzerinde politik argümanlar ile süslemeler yapılmakta, bu iğrenç bir uğraştan başka birşey değildir. Tiksinti veren bir durumdan başka bir şey değildir.

Bugün camiaların, cemaatlerin, siyasi partilerin, mensubu bulunun tüm yapıların mensuplarını bu konuda eğitmesi şarttır. Ve bu eğitim propaganda eğitimi olmamalı; ümmet, vahdet, ahlak ve edep üzerine olmalıdır. Bütün eğitimcilerin yapması gereken ahlaklı bir müslüman oluşturma çabası olmalıdır. Ahlaksızlığımız yaptığımız bütün ibadetleri de fesada uğratmaktadır. Ahlak hayatın her anını kuşatan; kişinin duygu, düşünce, vicdan, zihin dünyasını kuşatan en geniş ve en mükemmel olan bir mefhumdur. Müslümanın fıtratına uygun olarak yaşayabilmesi dünya ve ahireti mutlu olabilmesi için ahlak şarttır. Ahlak bireysel ve toplumsal düzenin sağlanması için dinin emrettiği biricik değerdir. Öncelikle ilmin ahlakı öğrenilmeli, ilim adamına gösterilmesi gereken ahlak ile ahlaklanmalı en başta Allah’ın huzurunda O’nun hitabı ile meşgul olduğu ahlakı benimsenmeli ve akabinde ayetler üzerinden konuşulmalıdır. Kuran’ı Kerim’e saygı sadece abdestsiz dokunmamak değildir; asıl saygı mana ve mesajına helal getirecek söz ve eylemlerden uzak durmaktır. Bizler bugün bunu öğretmeliyiz çocuklarımıza, gençlerimize…

Allah bize ayetlerle kimi susturduğumuzu degil hitabı hayatımıza nasıl nakşettiğimizi soracaktır. Karşıdakini nasıl küçük düşürüp rezil ettiğini, mensubiyetini ayetleri kullanarak nasıl göklere çıkarmamızı ne Allah emreder ne de böyle bir hitap vardır. Bize gelen bizde hayat bulmalı, mensubiyetimizin yanlışlarını onarmaya çalışırken kafa göz kırmayı şiar edinmek kimin ahlakı, öncelikle bunu sorgulamalıyız.
Savunduğumuz fikirleri akli ve vicdani boyutta temellendirebiliriz; fakat olur olmaz konulara ayetleri feda ederek, onların ana yükünü tüketemeyiz bu hakkı bize kimse vermez ve bu büyük bir cürümdür.

OSMAN BİLGİÇ

 

Anahtar Kelimeler: , , , , ,