Biz Olabilmek İçin, Vahdet!

Genelde dünya Müslümanlarının özelde Türkiye Müslümanlarının yegâne kurtuluş yolu vahdetten geçer. Vahdetsiz geçen her günümüz tefrika ve devamında hüsranla sonuçlanacak bir gerçektir. Müslümanların en büyük sorun ve sıkıntıları terörde dâhil olmak üzere dış etken ve tehditler değil iç sorunlardır. Hastalık içeridedir, dışarıda ne olup bittiği önemlidir fakat ikinci plandadır. Tarih en güzel öğretmendir ve bize öğrettiği bir hakikat vardır ki, birlik ve beraberlikten mahrum olan toplumlar her zaman için o dönemin egemenleri elinde bir oyuncak, düşmanları önünde de zillet dolu dönemleri yaşamaktan kurtulamamışlardır.

Hastalıklar ne kadar ağır ve bulaşıcı olursa olsun, kurtulmanın yolu, teşhis ve tedavi olmakla mümkündür. Bu gün yerelde ve genelde Müslümanların içinde bulunduğu durum, hastanın şifaya kavuşmayı reddetmesinden başka bir şey değildir. Tedavi süreci bir takım acıları göze almayı gerektirir lakin sonucun kurtuluş olacağı inancıyla bu sancılar yaşanır ve geçer. Fetretin son bulması vahdet için atılan somut adımlarla mümkün olabilir. Müslüman camiaların evvela bir fetret dönemi yaşadıklarına inanmaları gerekiyor. Tek başına hiçbir camia sorunların hakkından gelemez, gelmemiştir. Sadece parçalarla ilgilenir, çünkü gücü sınırlıdır, bakış açısı da aynı ölçüde sınırlıdır.

Vahdet için gayret göstermek, somut adımlar atmak dini bir vecibedir ve bu görev dinin ayakta kalması için yapılacak en önemli faaliyettir. Müslümanların bir ve beraber olmaları, aralarında ki tefrikaya son vermeleri hakikatte bu gün içinde bulunulan zillet haline son vermek anlamını taşımaktadır. Bu gün Türkiye de kamusal alanda görev başında bulunan birçok insanın elde ettiği kazanımlar toplumun adalet ve özgürlüğe olan rağbetinin sonucudur. Hiç kimsenin kendi gayretiyle bir yerlere geldiği yoktur.

Yerelde gerçekleştiremediğimiz kardeşlik ve vahdeti devletlerarasında gerçekleşmesini beklemek, talep etmek “havanda su dövmek ”ten başka bir şey değildir. Geldiğimiz nokta “herkes kendi evinin önünü temizlemeli” sonra doğanın kirletilmesinden dem vurup önlemleri sıralayabiliriz.

Bu gün karanlık odakların ürettiği fitne fesada alet olarak, ürkerek, kardeşinden selamı esirgeyenlerin Filistin müdafaasından, Suriye’nin özgürleştirilmesinden dem vurmaya hakları yoktur. Vahdet’in önündeki en büyük engellerden birisi korku dağlarıdır. Korku dağlarını aşamayanların ümmete faydası olmayacaktır. Vahdet, cesaret işidir, dirayet ister.

Vahdet, bir takım derneklerin bir araya gelerek platform oluşturmalarından ve bir sosyal faaliyetten ibaret değildir. Müslümanların derdini dert edinmek nostalji çay sohbetleriyle olmayacağı gibi tağutlar ve onların taşeronları karşısında bir güç ve duruş gerçekleştirme anlamı taşımaktadır. Bedeli olmayan bir birlikteliğin kime hizmet edeceği ve kaç gün süreceği de tecrübeyle sabittir, yıllarca devam eden bunalımlarımızdan da anlaşılmaktadır.

Vahdet, zorluk ve meşakkattir, sabır ve imtihandır, mücadele alanına girip kötürümlüğe ve nesne olmaya son vermektir. Vahdet, zihinleri harekete geçirip toplumu özüne döndürmektir. Öz benliğine yabancılaştırılmış Müslüman topluluklar yok olmaya mahkûmdurlar. İçinde vahdet olmayan Müslümanlık/dindarlık anlayışı emperyalistler nezdinde makbul topluluklar sınıfına girer ki, bu da Şehid Seyyid Kutub’un ifadesiyle “Amerika’nın vicdanına sığınan” bir anlayışın ta kendisidir.

                                                                                                                                              Mustafa BİLGİÇ

Anahtar Kelimeler: ,