Elinde Sazıyla Ekranlarda Bir Katil!

Bu güne kadar Türkiye ne çekmişse ikiyüzlü siyasetçilerden çekmiştir. Yalanlarını gerçekmiş gibi ustalıkla peş peşe dizip halkı inandıran, halkın yüzüne gülüp kuyusunu kazan, ekranlarda barış havarisi görünüp perde arkasında vampir kesilen ikiyüzlü siyasetçi yarasalar.

Özellikle ağzından “barış ve demokrasiyi” düşürmeyen zevata dikkat ediyoruz. Barışı en çok ihlal eden, her hali her tavrı savaş diye bağırırken diliyle barış diyenlerin foyası kısa sürede ortaya çıkıyor.

Dünyanın yüz karası bir katil, George W Bush. Ağzından demokrasiyi düşürmeyen, barış ve demokrasiyi getirmek için Irak’ta bir milyondan fazla Müslümanı katleden bir katil. Tüm dünyanın gözleri önünde bir milyondan fazla kişiyi katlettikten sonra Bağdat’ta kameraların karşısına geçip gülebilen bir kişilik(siz). Iraklı bir gazeteci ayakkabı fırlatma eylemi gerçekleştirmişti hatırlayın.

Fesadın sonu felah olmaz, ABD soytarısından Kürtleri kurtaracak bir barış adamı olmaz. Rezilden vezir olmaz!  Duruşunu aldığı kuruşlara borçlu olan bir profil sadece palyaço olabilir.

Özellikle doğu ve güneydoğuda yaşayan halkın kırmızıçizgileri, “İslam ve Namus” temelli olup asırlık geleneği olan kadim çizgilerdir. Bu çizgileri çiğneyen nice siyasiler bu halkın gözünden ve gönlünden düşmüş, layık olduğu yeri bulmuşlardır.

Hatırlayın, seçimlerden önce “sazı elinde, ekranlarda bir katil!” parlatılmaya çalışılıyordu. ABD palyaçosu ABD ekranlarında şirin gösteriliyor, olmadık kılıklara sokuluyor, ışık oyunlarıyla bir palyaço yükseltilmeye çalışılıyordu. Işık oyunları bittiğinde her şeyin aslı ortaya çıkıyor yarasalar ve vampirleriyle halkın üzerine hücum ediyordu.

Utanmadan sırıtıyordu, ellerinde Yasin ve arkadaşlarının kanıyla ekran ekran geziyordu.

Gezdi.

Güldü!

Sonunda layık olduğu yeri buldu.

Samimiyet, dil ile kalbin aynı yolda olmasıyla var olur. Dili barış kalbi savaş diye bağıran kişilerin bu halk nazarında itibar sahibi olduğu görülmemiştir. Müslüman halkın gözünden ve gönlünden düşen her kesin sonu hüsran olmuştur.

Bir bayram günü fakirlere kurban etlerini dağıtmak üzere yola koyulan bu zamanın nadide gençlerini yok etmek isteyen zihniyetin kurmak istediği düzeni iyi görmek zorundayız.

Yasinlerin yokluğuyla var olacak düzen ABD düzeninden başka bir şey olamazdı. Fakat hakikat her şeyi ezip geçiyor. Yasinleri hunharca katleden zihniyet hiç beklemediği bir şeyle karşılaştı, şehadetin diriliş duvarına çarpmıştı. Şimdi yüzbinlerce Yasin yeniden doğdu.

Bizim mahalleye de söyleyeceklerimiz var,

Ne demişti Hallac-ı Mansur “Taş atanlar avam takımı, bilmiyorlar, halden anlamazlar. Onların taşı bizi incitmez ama halden anlayan bir dostun attığı gül bile bizi incitti, canımızı acıttı.”

Yasinler katledildikten sonra, kanları yerlere akıp, ruhları yüce âleme yükseldiğinde hafızalarımızda kalan “ikiyüzlü itidal çağrıcıları” oldu. Yapmayın kardeşler yapmayın! Sizin çağrınız, “ölün ama lütfen sessizce!” ifadesinden ibaret bir acımasızlık haliydi! Yasinlerin bağrına saplanan bıçak darbelerini keşke hakkıyla hissetmiş olsaydınız (doğuda bir Müslümanın ayağına batan diken ’in acısını hisseder gibi) alelacele bu çağrıyı yapmayacaktınız.

Mustafa Bilgiç