Gazze’de Diriliş, Aksaray’da Ölüm!

Rahmet ayı ramazanı uğurlamanın burukluğunu yaşayan duygularımız her gün biraz daha zayıflamakta. İnancın harekete geçirdiği insan, İslami harekete müntesip olan Müslüman’dır. Müslümanlığımız bu dünyanın yaşanılabilir bir mekân olduğunu kabul ettiği ölçüde zayıflamakta ve değişime uğramaktadır. Değişim çoğu kez olumlu yenilikler için kullanılsa da biz burada başka bir açıdan meseleye değineceğiz.

Yozlaşma ve savrulmanın adını değişim olarak algıladığımızdan bu güne kadar aslında hep kaybeden taraf olduk. Gelişen değil, değişen insan tiplemelerinden sokakta geçilmez oldu. Cadde Pazar değişimden dem vururken kendimizi şu içler acısı vaziyette bulduk. Hedefler ve gayeler tamamen dünyevileşmiş, duygular, düşünceler, plan ve programlar dünyevileşmiş. Ahiret gününe olan imanımız gün geçtikçe biraz daha zayıflamakta, insanlığımız, konjenktürel Müslümanlığımızla beraber buhar olup uçmakta.  Çözülmenin getirdiği ilkesiz ve samimiyetsiz insan tiplemesiyle şahsiyet krizine giren toplumumuz adeta bir vahşet ve barbarlık ortamına dönüşmektedir.

İnanç, hayata ruh ve can veren kurtuluş damarıdır. İnancın gücü ve ağırlığı nispetinde insanlığımızı kuşanabiliyor ve insanca yaşam sürdürebiliyoruz. Algıda ki değişim ve kavramların içeriğinin boşaltılması, niteliksiz bir toplumun doğmasına sebep olmuştur. Yerdegezen karıncaları çiğnememek için geçiş güzergâhını değiştiren bir ordunun takındığı tavır, inancın bir meyvesi ve neticesidir.  Yaşadığımız zamanlarda karıncaları ezmemek, kurtarmak bir yana, daha fazla insan katletmenin makbul görüldüğü ve bunu inanç adına, değerler adına yapılması çok büyük bir algı değişimi yaşadığımız gerçeğini gözler önüne sermektedir.

Değerler adına katledilen yüz binleri, sessiz sedasız huşu içerisinde izleyen ve hiçte azımsanmayacak çoğunlukta olan topluluklar bu durumlarını da inanca dayandırma nihayetiyle tatmin olmaktadırlar. Allah’a karşı dürüst ve samimi olmayan, Allah davası uğruna bedel ödemekten olabildiğince uzak durmaya çalışan toplulukların elbette ki insanlara karşı dürüst olmalarını beklemek beyhude bir durum olacaktır. Son olarak Gazze’de yaşadığımız ve bizi insan olmaktan utandıran Siyonist katliam karşısında kıllarını kımıldatmayan nice kanaat önderleri ve topluluklar, elbette ki bu durumlarını  “sabır/dua” olarak açıklamakta ve Siyonistlere karşı verilebilecek her türlü tepkiyi, mücadeleyi Allah’a havale ederek bir basın açıklaması yapma zahmetinde bile bulunmamışlardır.

Kur’an ın en çok okunduğu ve gündemde olduğu Rahmet ayı Ramazan’da olmamız hasebiyle “Müslümanlar Kardeştir” şiarıyla harekete geçmesi beklenen dindar toplumumuz maalesef Kur’an ın Arapça metnini kutsarken vahyin asıl ve asil mesajına yabancılaşmıştır. Tam bin kişiden fazla şehit verdiğimiz Gazze cephesinde ki içler acısı durum karşısında, okuduğumuz Kur’an, tamamladığımız belki de milyonlarca Hatmi Şerifler bizi harekete geçirmediği takdirde Müslümanlığımızın bizi götüreceği sonuç tam bir muammadır!

Peygamberlerin bir ömür verdiği tevhit mücadelesi ve onların varisleri olan muvahhitlerin, mücahitlerin İslami hareket örnekliği şüpheye düşürmeyecek sahihlikte bizlere kadar ulaşmıştır. Vahyin mesajını kuşanan Huseynler, Selahaddinler ve daha nice Saidlerin, Zeyneplerin direniş dolu yaşamları ve şahadetleri bizlere miras değil emanettir. Emanetin bu zamanda ki şahitleri ve gelecek nesillere ulaştırılması şüphesiz ki Müslümanın görevi ve sorumluluğudur. Bu sorumluluk bilinci, toplumumuzu zilletten kurtaracak ve mazlumların umudu haline getirecek yegâne yoldur.

Şimdi yapılması elzem olan iş, vahyin mesajını kuşanarak harekete geçmek, tevhidin yüklediği sorumlulukla tebliğ görevini yerine getirmek. Ramazan ayı boyunca derin tefekkür ve huşu içinde okuduğumuz Kur’an ayetleriyle harekete geçmek ve bir kişiye daha ulaşabilmek.

Merhum Aliya İzzet Begoviç’in işaret ettiği “Kur’an edebiyat değil bir hayat kitabıdır” bilinciyle harekete geçmek. Gazze sorumluluğumuzu bir kez daha gözden geçirerek Şehid Şeyh Ahmet Yasin’in “Ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum Allah’ım” dediği, şikâyete müstahak olan ümmetin uyanışı için muhakkak bir şeyler yapmak. Merhum Ali Şeriati’nin “Gidenler Huseyni bir iş yapmıştır, kalanlarsa Zeynebi bir iş yapmalılar” uyarısını ve çağrısını dikkate alarak yezidlerin saltanatına karşı onurlu duruşu muhakkak göstermek. Elimizden hiçbir şey gelmiyorsa bile en azından Gazze’nin onurlu kadınlarından utanarak onların feryadı kadar feryat edebilmek!

MUSTAFA BİLGİÇ