İslam Milletinden Ulusçuluğa

Toplumların bozulması kavramların bozulması ile doğru orantılıdır. Biz Müslümanlar olarak duyarsızlaşmamız, dünyevileşmemiz ve inanç esaslarından uzak oluşlarımızın önemli sebeplerinden biride, birçok kavramlarımızın içi boşaltılıp yeni anlam yüklemeleri ile olmuştur. Bu kavramlardan biride Millet ve Milliyetçilik kavramıdır.

İslama göre Milliyetçilik; bir inanç sistemine bağlılığın adıdır. Kuran-ı Kerim’de Millet kelimesi Din ve İnanç sistemi anlamında kullanılmıştır.(1) Milliyet kelimesi ise bir inanç sistemi etrafında toplanan insan topluluklarına denilmiştir. İbrahim milleti (2) gibi.

Ancak günümüzde millet veya milliyetçilik denilince akla “ulusal değerleri, evrensel değerlerden, kişisel çıkarlardan daha üstün tutma” anlayışı geliyor. Dolayısıyla milliyetçilik kavramı, ulusçuluk, asabiyet, nasyonalizm kavramlarıyla anlamdaş bir kelime haline gelmiştir. Yani Kur’an merkezli, Peygamberler merkezli bir kavram, Kur’an ve peygamberlerin yasakladığı ve uzak durmamız gerektiği bir kavramla aynı anlama getirmişiz. Oysa efendimiz (s.a.v.) “insanları bir ulus için toplamaya çağıran, bir ulus için savaşan ve bir ulus uğrunda ölen bizden değildir. Bu ölüm cahiliye ölümüdür” (3) diye buyuruyor.

Elbette İslam, kan bağını reddetmiyor. Akrabalığın önemini göz ardı etmiyor, bilakis kan bağı olanların birbirleri üzerinde hukuklarının olduğunu ve akrabalık bağlarının kavi tutulması gerektiğini birçok ayet ve hadiste vurguluyor “… Akrabalık(bağlarını kırmak)’tan sakının…”(4) “Akrabalık bağını kesip koparan kimse Cennet’e giremez.”(5)

İslam merkezli birçok kavramlarımız (Din, ezan, şehid) gibi, milliyetçilik kavramının da değişimi kendiliğinden olmamıştır. Bilakis batı emperyalizmin ustaca çalışmaları sonucu, bu kavramı değiştirip İslam ümmetinin arasına bir fitne aracı olarak yerleştirmişler. Bu fitne ile 1300 yıl kardeşçe yaşayan onlarca ulus ve nesebi birbirine düşman edip, âlemi İslam’ı parçalayıp dilediği zaman dilediği İslam coğrafyasını değiştirip, dönüştürüp, dizayn edebiliyorlar. Çünkü batı emperyalizmi İslam ve Müslümanları kendilerine en büyük rakip olarak görüyorlar. Bunun içinde “ Müslümanları birleştiren kavramları, Müslümanları ayrıştıran kavramlara dönüştürdüler” ve bu çalışmalarında da çok başarılı oldular.

Şu anda İslam âlemi; milliyetçilik adına ulusçuluk yaparak bir birlerine düşman olmuş ve her ulus, gerçek düşmanları olan batı emperyalizmini bir hami olarak görüyor. Batı ise, her ulusun nabzına göre şerbet vererek ulusların düşmanlıklarını daha da katmerleştiriyor. Dolayısıyla Âlemi İslam’ı bir birlerine düşman ederek üzerinden güç ve kuvvet devşiriyor.

Bunun en somut örneği ülkemizde yaşanmaktadır. Bin yıllık bir tarihi olan Kürtler ve Türkler et ile tırnak gibi, ağaç ile toprak gibi bir bağlılıkları olmasına rağmen, neredeyse kardeşlik bağlarını kopardılar.

Tarih’te destanlar yazan bu kardeş uluslar ”İslam milleti” adına “küfür milleti” ile savaşmış ve büyük zaferler elde etmiştir. Ancak bu kadim kardeşliği milliyetçilik(ulusçuluk) fitnesiyle sarstılar. Bu da batı merkezli eller tarafından yapıldı.

1789 Fransız devriminden sonra yayılan ulusçuluk hastalığı Osmanlı’da jön Türkler sonra İttihat ve Terakkiciler akabinde Kemalizm safsatasıyla ırkçılık yapıp, diğer uluslara büyük zulümler yapıldı.

Son kırk yıl ise; Tarihte Kürtlere yapılan zulümleri yeniden ısıtıp sunan batı merkezli eller, bu sefer Kürtlere ırkçılık yaptırıp, PKK gibi taşeron bir örgüt ile Apoizm safsatasını ortaya attılar. Böylece bin yıllık bir geçmişi olan iki ulusu, yüzlerce ortak paydasına rağmen büyük ölçüde bağlarını koparmayı başardılar.

Kısacası bizleri birleştiren “İslam Milleti” kavramından, bizleri ayrıştıran “ulusçuluk” kavramına götürüp bizleri parçaladılar. Bu hilelerin farkında olup, ona güre davrananlara selam olsun.

İhlâs ve kardeşlik temennisi ile…

Abdullah KADIOĞLU

 

       1-Bakara:120,133/Yusuf:37,38
      2-Ali İmran:95,Nisa: 125
      3- Müslim, İbn-i Mace
      4-Nisa: 1
      5-Buhari: Edep:11