Nasıl Bir Nesil Yetiştiriyoruz-II

Bir önceki yazımızda yetişen nesil hakkında kısa bir analiz yaparak kabahat önderlerinden bir dize örnekler verdik.

Bu yazımızda da aynı minval üzere bir takım eleştirel yaklaşımlarda bulunacağız.

Eleştirdiğimiz ‘’ bu kadar da olmaz artık!’’ dediğimiz,  yetişen nesil karşısında yapmamız gereken hiç şüphesiz özeleştiridir. Özeleştirinin olmadığı bir mecliste başarı hayalden öteye gidemez ve kendi bahçesinde oynamaktan başka bir işe yaramaz.

Bu anlam da ‘’Bizim mahalle’’ den konuşmamız ve eleştirel bakışımız bir özeleştiri mahiyetindedir.

Bir toplumun eğer ki inanç ve maneviyatları yok ise, kültür ve medeniyet erozyonuna uğramış ise bozulma ve çürüme kaçınılmazdır. Bunun sonucunda ise anarşi, kargaşa ve bir takım olumsuzlukların yaşanması gayet normaldir.

Toplumu ayakta tutan saç ayakları kültür ve maneviyattır. Günümüz Türkiye sinde ise bu maneviyatı dini cemaat tarikat ve diyanet üstlenmiş görünmektedir.

Bir cemaat düşünün ki yüzbinlerce mensubu vardır;  fakat toplumun iyiye gitmesi yönün de herhangi bir aşama kaydedememiştir.

Yine bir tarikat düşünün, on binlerce müridi vardır; fakat kendi eksenleri etrafında dönmekten başka pekte bir hareketlilik görülmemektedir.

Ve bir teşkilat düşünelim ülkenin en ücra köşesinde dağların başında, şehrin göbeğinde, sokak, cadde, mahalle, plaza, iş hanı gibi aklımıza gelebilecek her yerde bir temsilcisi ve binası olsun,  fakat toplumun kanayan yarasına bir merhem olamasın.

Son dönemlerde Diyanet İşleri Başkanlığı üzerine düşeni fazlasıyla yapmaktadır. Fakat gel gelelim toplumun tamamını sarmış bir yapının temsilcileri olan imamlar ise sadece namaz memurluğu yapmaktadırlar.

Toplumun içerisinde mahalleli, komşu ve cami İmam’ı olarak görev yapan yüzbinlerce kişi sadece namaz kılıp maaş çekmeyi cenaze olursa Mevlit ve Kur’an-ı Kerim okumayı meslek edinmişlerdir.

Bu acınacak bir haldir.

Bu üzülecek bir durumdur.

Bu bir hastalıktır ve tedavisi mümkündür.

Tedavi edilmez ise daha binlerce (kadın, erkek ) ve gencin katli bu insanlardan da sorulacaktır.

Gece gündüz yanında, yakınında, bulunan insanlara dost, yaren olması gerek İmamlar maalesef araba alıp satarak ekonomiye can verme peşinde koşmaktalar.

Yahu Allah aşkına okuduğunuz hutbeler, ver(e)mediğiniz ve dinlediğiniz vaazlar sizi kapsamıyor mu?

Siz bu okunan ayetlerin, hadislerin, hutbe, vaaz ve nasihatlerin neresinde duruyorsunuz.

Toplumu inşa eden temel direklerden birinin görevlileri olarak sizler neden sadece namaz kıldırmakla yetinmektesiniz?

Sizler neden camiyi pasiflikten kurtararak aktif bir Suffa Meclisine çeviremiyorsunuz?

Neden hala cihazdan vaaz dinlettiriyor kendiniz vaaz vermiyorsunuz?

Neden kendinizi yetiştirmiyorsunuz, geliştirmiyorsunuz?

Neden “hangi banka daha çok para verecek” diye düşüneceğinize bu ümmetin çocukları için haftada bir ders düzenleyelim diye düşünmüyorsunuz?

Neden cemaate tefsir hadis dersleri ile sohbet yapmıyorsunuz?

Neden peygamberler tarihinden ibret verici öyküler ile halkın geneline hitap edecek sohbetler düzenlemiyorsunuz?

Neden a sosyalsiniz ve evinizden çıkmaz bir haldesiniz?

Neden mahallenizdeki insanları ziyaret edip dertleri ile dertlenerek onlara dinin güzelliklerini anlatmıyor aktarmıyorsunuz?

Ve neden bu işleri yapmak için donanım sahibi olmaya azmetmiyorsunuz?

Görüldüğü üzere “neden?” Soruları uzayıp gitmekte fakat Manevi sorumluluğunun bilincinde olmayan bir bireyin, ” ne yapsanız boş” der gibi bir tavrı hep var olagelmiştir.

Bu satırları üzülerek yazmaktayız maalesef. Sorular uzayıp gidiyor ama bizler her gece yeni acılar, yeni sıkıntılar ile uyuyoruz.

Memleketin birliği ve selameti için her bireyin üzerine düşeni yapması zorunluluk arz etmektedir. Hele ki mesleği öğretmenlik olan, mesleği imamlık olan insanların canını dişine takarak manevi sorumluluğu düşünerek daha fazla çaba sarf etmesi elzemdir.

Her acı da “ah…” dememek için özeleştiri refleksimizi geliştirerek azmimizi taze tutmalıyız.

Osman Bilgiç

Anahtar Kelimeler: , , , , , , ,