Nuh Tufanı Ve Aşure Vahdeti

Zaman ağır aksak ilerlese de, yaşadığımız çağın farklılıklarını anlatmayla bitiremesek te, hayat yaşanılmışların tekrarını yaşatmaya devam ediyor.

Yeni bir Muharrem ve Aşure tazeleniyor belleklerimiz de, matem ve sevinç i aynı nefesler solumakta.

Dağılan serkeşlikleri birleştiren ata’yı hatırlıyoruz; Hz Nuh (as.) mı, birlik içerisinde sadakatin ve kardeşlik hukukunun nasıl harekete geçirildiğini görüyoruz.

Hz. Nuh bize vahdet kaşık, kaşık nasıl yenir öğretmiştir.

Hayatta her şey geçicidir. Kalıcı olan sadece hakikat ve onun etrafında yaşanan saadettir. Din savaşları, kültürel çekişmeler, egemenlik arayışları, fiziksel ve sembolik şiddette artış gibi her biri hayatımızı başlı başına zehir etmeye yeten yönelimler içinde, hepimiz kendimizi kurtaracak bir gemiye katılmayı ve bu mendebur hayattan derhal kurtulmayı bekliyoruz. İnsanın insanı daha da incelmiş yol ve taktiklerle köleleştirmesi, Tanrı’nın olanca gerçekliğine rağmen bizatihi yok sayılması, din istismarı, fitne ve fesadın rutinleşmesi karşısında Nuh’un seçkin ashabı gibi duyarlı olmak ve onlar gibi hakikate teslim olmak durumundayız.

Çünkü yaşadığımız dünya tam bir tufanla eşleştirilebilecek durumdadır. Çılgın hevesler, anlam kaybına uğramış yaşam tarzları, sınır tanımayan zulümler, hiçbir kutsal referansa dayanmayan arayışlar…

Oysa biz bu resme uymayan tercihlerimizle, bu kurguyu reddeden fiiliyatımızla Hz. Nuh’un mirasını canlandırmak durumundayız. Bugün insanlığın içine çekildiği bataklığı açıkça fark ediyoruz. Bu bataktan çıkabilmek için ortak referansları, ortak zeminleri, ortak hayalleri, ortak beklentileri yardıma çağırıyoruz. Eğer gafletten sıyrılmazsak batacağız ve batarsak da hiç kuşkusuz hep birlikte batacağız. Konuşmayı, halleşmeyi, vefayı, paylaşmayı, sözleşmeyi bir kere daha öneriyoruz. Bu nedenle insanlığın ortak atası Nuh’un hatırasını yeniden ele almayı zorunlu görüyoruz. Hz. Nuh’un mirası, mevcut kaos ortamından kurtulmayı mümkün kılabilecek oldukça fonksiyonel bir yapıya sahiptir. Bunların başında aşure gelmektedir.

Aradan geçen süre içinde aşurenin ortaya çıkışı pek çok olayla irtibatlandırılmış bir tarih objesi olarak kodlanmıştır. Âdem peygamberin işlediği hatadan dolayı yaptığı tövbenin kabul edilmesi, Yunus peygamberin bir balığın karnından çıkması, İbrahim peygamberin ateşte yanmaması, İdris peygamberin diri olarak göğe yükseltilmesi, Yakub peygamberin oğlu Yusuf peygambere kavuşması, Eyyüb peygamberin hastalıklarının geçip iyileşmesi, Musa peygamberin Kızıldeniz’den geçip İsrailoğulları’nı Firavun’dan kurtarması, İsa peygamberin doğumu ve ölümden kurtarılıp göğe yükseltilmesi hep aynı tarihsel döngüye denk gelen olaylardır.

Bugün Nuh peygamber örneğinde, mevcut şartların insanlığa armağan ettiği aşure birleşimini hem kadim bir tat hem de makul bir birliktelik önerisi olarak dikkate almak zorundayız.

 

                                                                                                                                                                                                               OSMAN BİLGİÇ