STK’larımız İçin ÜÇ İHLAS BİR FATİHA

“Ölünün arkasından konuşulmaz” derler. Bu söz cesedin ölümü için mi söylenmiş, zihinlerin, fikirlerin ölümü için mi söylenmiş bunu bilmediğim için konuşmakta bir beis görmemekteyim.

Geleceği parlak, bu zaman da makbul ve meşhur bir STK nasıl olur, bu konuyu biraz irdeleyeceğiz.

Yanlış işlere ses çıkarmayan, haklıya destek olmayan/olamayan bir STK’nın varlığı düşünülebilir mi? Artık bizde fazlaca var, işleri o kadar aleni bir şekilde yapmaktalar ki bunu keşfetmek için düşünüp takip etmeye bile gerek yok. Her gün göz önünde yaşanılan tekrarlardır.

Dengeleri çok iyi gözetirler. Bu zamanda denge dediğimiz şey adeta bir “din” gibi olmuştur. Dengeyi tutturamazsanız düşüp ölebilirsiniz. Çok dikkatli ve de kıvrak olmalısınız. Aynı zamanda yanardöner olmalı ki dikkatleri cezbedebilmeli.

Yöneticileri incitecek(yanlışta yapsalar, adaletten sapsalar dahi) en ufak bir söylem veya eylem geliştirmemelidirler. Diskalifiye edilme korkusu cehennem ateşi kadar korkunçtur.

Halkın isteklerini(gayrı meşru da olsa) mutlaka dikkate almalıdırlar. Halkın istekleri her durumda meşrudur! Demokrasi rüzgârına maruz kalmış, nezle olmuş her kulun kendince en makbul görüşü budur.

Protokoller çok önemlidir, o kadar ki protokolde olmamak demek, yok olmakla eşdeğerdir.

Sivil Toplum yöneticileri dünyada, ülkede ve kendi bulundukları illerde gelişen hadiseler karşısında tamamen sessiz, kayıtsız, tarafsız kalmalı, hiçbir şey söylememelidir. Meydana gelen olaylar karşısında tek bir karede var olmak, poz vermek yeterlidir. Protokol karesi her derde deva her soruna çözümdür, gelecek olumsuzluklara karşı kalkandır. Protokolde olmak demek korunaklı sağlam kalede olmak gibidir.

Sivil Toplum temsilcileri düşünmemelidirler, kazara düşünmüşlerse bile bunu katiyen ifade etmemelidirler, buna gerek yok. Çünkü yöneticiler zaten her şeyi düşünmektedirler, gereksiz zahmete ve zaman israfına girmemelidirler.

“Şer” dahi olsa yöneticilerin, mülki amirlerin “hayır” gördüğü her ne varsa hepsi hayırlı görülmelidir. Öyle değilse bile susup yerlerine oturmalıdırlar, yerlerinden kalkmamışlarsa uyumalıdırlar, en azından uyuyor numarası yapmanın da getirileri vardır.

Popüler olan ne olursa olsun dört elle sarılmalı, popülaritesini kaybeden ne varsa oralardan da yangından kaçarcasına kaçıp güncel popüler karelere sığınmalıdırlar. Çünkü modern zamanların itikadında olmak için takip edilecek tek yol “kaybeden bizden değildir” anlayışıdır.  Nedenler, sebepler önemli değildir. Kaybeden, arkada kalan, farklı düşünen kim olursa olsun bizden değildir!

Aksaray’da gördüğüm yaşadığım tam olarak budur. Kanarya severler derneği ya da hayvan severler derneğinden bahsetmiyorum şu bizim mahallenin derin derneklerinden bahsetmekteyim.

Kaybetme korkusu tüm korkuların üstünde yer etmiştir. Sahibi olmadığımız tüm imkân/varlıkları kaybetmekten mi korkuyoruz? Bizim olmayan şey nasıl kaybedilir? İsmet Özel’in “neyi kaybettiğini hatırla” meselesini yeniden okumalı.

Bu halimizle asıl neyi kaybettiğimizi çoktan unutmuş görünmekteyiz. Kimliğimiz, duruşumuz, onurumuz tüm bunları ne uğruna feda ettik. Yıllarca ılımlı/lıght İslam’ı bu halka yutturmaya çalışanların aslında ne kadar başarılı olduklarını görmekteyiz.

Gediğimiz son nokta “Allah bize ne der” ölçüsü yok olmuştur. Bunun yerine “halk ne der, merkez ne der, çevrenin tepkisi ne olur” gibi yaradılış amacının uzağında bir yerlerde çanak çömlek işleriyle meşguliyetler büyük rağbet görmektedir.

Allah için yola koyulup ilk molada çark ederek kalabalığı memnun etme yarışında yerini almak sonra da “bildiğiniz gibi değil, halk böyle istiyor, emir büyük yerden” teraneleri nereden nereye geldiğimizin en korkunç göstergesidir.

Şimdi yapılacak iş, söylenecek söz nedir?

Son söz, “Allah için ölün!” Başka da bir çözüm bilmiyorum.

 

Mustafa BİLGİÇ

Anahtar Kelimeler: , ,