…Tüten En Son Ocak!

Herkesin hor gördüğü, umudunu kestiği, artık bitti, battı, gitti dediği bir zamanda, bu ülkenin doğusunda adeta bir volkan gibi patlayan ve “Hepimiz Muhammedi’yiz” diyen bir İslami harekettir “tüten en son ocak!”
En ağır bedeli ödeyenlerin yılmadığı, yorulmadığı ve ellerinde ne varsa tamamını feda ettiği, fedailer yetiştiren bir ocak.

Başka bir İslam ülkesinde değil, bu ülkede “Türkiye’de” yeşeren ve her şeye rağmen var olmayı başarabilmiş bir ocaktan bahsediyoruz.

Bir okulu, derneği, yurdu olmadığı halde yüz binlerce Müslüman gencin yetişmesini sağlamış ve bu nadide gençliği mücadele sahasına taşımış, her birini İslam davetçisi olarak nice kurak beldelere bir müjde olarak göndermiştir.

Tüten en son ocağın izzetli varisleri, zulmün en koyu karanlığında bile bir an olsun bir milim dahi geri adım atmamışlar, gerektiğinde gözlerini kırpmadan mallarını, canlarını ve özgürlüklerini feda etmişler, İstanbul’dan Hakkâri’ye İslam’ın izzeti uğruna al kanlarını bu topraklardan esirgememişlerdir.

 Jitem-Ergenekon-Pkk-Paralel ve bir birinden karanlık çetelerin, mafyaların ısrarla söndürmek istedikleri “Tüten en son ocak!”

Kumpaslar, katliamlar, insafsızca baskılar ve infazlara maruz kalmışlar; fakat yinede bağrından cevherleri çıkarmaktan geri durmamışlardır.

Öyle bir yalnızlık, öyle bir terk edilmiş mücadele safıdır ki, İslamcısının, dindarının, tarikatçısının, partici, dernekçi ve STK’ların ısrarla görmemeye çalıştığı, gözlerini kulaklarını tıkadığı bir Peygamber Ocağıdır, “Tüten en son ocak!”

İslamcı medyadan tutunda, muhafazakârı, milliyetçisi, cemaatçisine varana kadar hepsi söz birliği ederek Peygamber Sevdalısı ocağın en zor günlerinde insafsızca arkadan vurdular, haklarında iftira attılar, dedikodu, gıybet yaptılar, İslam düşmanı Marksistler ve Ulusalcıların kullandığı dili kullandılar.

Tüm bu hayâsızca akınlara rağmen, inanç, azim ve izzetle “tüten en son ocağın fedakâr varisleri asla eğilmemişler” zulme boyun eğmemişler kahramanca çarpışarak şeytanın aşağılık adamlarına meydan okumuşlardır.

İşte bu peygamber ocağının müdavimleri, öyle sandığınız gibi fakültelerde, akademilerde filan değil bizzat zindanlarda yetişmiştir.

Bu bereketli ocağın kurucuları, hadimleri ve fedaileri İbrahimlerin, Yusufların, Musaların varisleridirler. Hal böyle olunca ateşler- zindanlar-denizler vız gelir. Tüm bu korkunç karanlıklar İslami direnişi kuşanmaya vesile olurlar ki, artık tüten en son ocağın bir ferdi olma yolunda bir fırsat, bir imkân olur.

En son ocağın hizmetkârları elbette zulmü istemezler fakat zulmü bile öyle bir imkân ve fırsata çevirirler ki, zalimler pişman perişan ve çaresizlik içerisinde rezil rusva olurlar.

 

Allah kendisine rahmetiyle muamelede bulunsun, katında ki geniş cennetinde rızıklandırsın, değerli şair, müfessir Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal marşında işaret ettiği “…tüten en son ocak” öyle birilerinin sayıkladığı gibi gelip geçmiş, geçmişte yaşanmış bitmiş bir şey değildir. Birilerinin edebiyat kürsüsünde şatafatlı, cafcaflı ve abartılı bir şekilde okuduğu iki satırdan ibarette değildir.

“Tüten en son Ocağın varisleri ve sahipleri; 2015 yılında dahi bu ülkede İslam Kur’an yolunda şehid veren, zindanları dolduran, zulme maruz kaldığı halde tüm çevreler tarafından yalnız bırakılanların ta kendileridirler. “Tüten en son Ocağın varisleri ve sahipleri;  söz konusu Peygamber olduğunda herkesten önce davranarak meydanları dolduran, izzetli duruşu kuşanarak, mürtetlere ve kâfirlere meydan okuyan Peygamber Sevdalılarının ta kendileridirler.”

Mustafa Bilgiç