Ümmetin Vahdeti Şehr-i Ramazan

Ümmetin kurtuluş ayı, rahmet ve mağfiret ayı Ramazanı-ı Şerife girmiş bulunuyoruz. Bize kurtuluşu getirecek olan, bizi kurtuluşa götürecek olan nice güzelliklerin ve bereketin tüm yoğunluğuyla yaşanacağı mübarek bir zaman dilimindeyiz. Sıkça sorulan “kendinize zaman ayırıyor musun?“ sorusuna Kur’an ve ibadetle, sabır ve tefekkürle kendimize ayırabileceğimiz en kıymetli zaman dilimidir Ramazan.

Şimdi bizlere Allah’ın büyük bir lütfu olan bu bereket ayında “Ben ne yapmalıyım? Biz ne yapmalıyız?” sorusu üzerine hep beraber biraz düşünelim.

Ramazan ayı içerisinde her birimizin uygulayacağı bir programı yoksa daha fazla ibadet ve tefekkürü yoksa Ramazan ayının o manevi iklimi de yok olacaktır! Mübarek ramazan ayında, dava yolunda daha fazla yorulmayı, daha fazla uykudan feragat etmeyi ve gereksiz konuşmalardan uzak kalmayı başaramazsak ramazanın maneviyatını da kaybetmiş olacağız.

Ramazan ayında Müslümanların oruç tutmaları camilere daha yoğun bir şekilde rağbet etmeleri, Kur’an’a daha fazla zaman ayırmaları bizler için ittifak noktalarını işaret etmektedir. Yani, Ramazan ayını idrak ederek yaşayanların sonu bayram olacaktır.

Yaşadığımız zamanda yeryüzünde insanlık perişan, ümmet perişan bir durumdadır. Özellikle Müslüman coğrafyada mazlumların feryatları ümmetin yüreğini dağlamaktadır. İslami hassasiyetini kaybetmemiş, ümmet şuuruna sahip her Müslüman fert bu feryadı ramazan ayında da hissetmeye devam edecektir. Her ramazan ve akabinde gelen bayramların kendilerine zindan edildiği çilekeş Müslümanlar aynı acıları bu ramazan ayında ve bayramlarda da yaşayacak konumda görünüyorlar. En az iki yüz yıldır bu acıları tekrar tekrar yaşamaktan kurtulamıyoruz. Fiiliyattı olmayan kavli Dualar, temenniler ve programsız haykırışların bizi hiçbir yere götürmediğini artık tüm kesimlerin görmesi, anlaması gerekiyor.

Ümmetin ittifakı, ümmetin dirilişi, ümmetin vahdeti gibi kavram ve söylemleri durmadan tekrar etmenin de hiçbir fayda sağlamadığı artık bir hakikattir ve görülmelidir. Pratikte tembellik ve basiretsizlik sonucunda fitne fesada alet olan kesimlerin içi boş bir şekilde vahdet, birlik, diriliş söylemleri bu güne kadar hiçbir fayda sağlamamıştır.

Emperyalistlerin tüm dünyaya dayattıkları kapitalist yaşam tarzı, toplumları gönüllü tüketim orduları haline getirmiştir. Bu tüketici kapitalist pratikten fazlasıyla etkilenmiş olan bizim mahallenin bazı kesimleri de vahdet, birlik, direniş gibi kıymetli kavramları tüketip içini boşaltmaktan başka bir şey yapmamaktadırlar.

Herkes kendinden başlamalı, öncelikle kendisini hesaba çekmeli ve bu sorumluluğun gereği olarak harekete geçmelidir. Vahdet idealine sahip her Müslüman kesim, bir diğerini ziyaret etmeli, kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmelidir. Aksaray gibi küçük bir şehirde bile sözde İslami kesimlerin kibirleri hasan dağından daha büyük bir hale gelmiştir. Bu kibir ve hamaset onları basiretsiz ve etkisiz nesneler haline getirmiştir. Kapı komşusuyla birliği, vahdeti gerçekleştiremeyenler diğer Müslüman ülkelerdeki sorunların ancak vahdetle çözülebileceğinden dem vurmaktalar. Bu samimiyetsiz söylemlerinin hiçbir kıymeti Harbiye’si yoktur. Zaten kimseden bir itibar gördükleri de söylenemez.

Allah’a iman etmiş Müslümanların hakikatte bu dünya hayatında kaybedecekleri hiçbir şeyleri yoktur. Kaybetmekten korktuğumuz dünyalıkları bu ramazan ayında elimizden çıkarmamız için bir fırsat bize gelmiştir. Müslümanlar birbirleri ile görüşmekten konuşmaktan korkmamalıdırlar, çekinmemelidirler.

Müslümanlardan çekinecek birileri varsa ki muhakkak olmalıdır. Bunlar, haddi aşan tağutlar, Müslümanlara tuzak kuran uzaktan kumandalı şer şebekeleridirler. Evet, bu şer şebekeleri Müslümanlardan korkmalıdırlar, bundan sonra daha çok korkmalıdırlar!

Çünkü bu ramazanda Müslümanlar Kur’an ve sünnete daha çok sarılacak, derin tefekkür ve oruçla birlikte takvayı kuşanarak sahip oldukları tevhidi ruhu bileyeceklerdir.

Sonuç olarak Ramazan ayının hikmetleri üzerine derin tefekküre olan ihtiyacımız ortadadır. İdealsiz bir Müslümanlık olmaz, olamaz. Dava adamı plansız programsız bir mücadele hayatı sürdüremez. Ümmetin vahdeti içi boşaltılmış söylemlerle gerçekleştirilecek bir ideal değildir. Bir şehirde otuz kırk yıllık İslami camiaların birbirleri ile iletişimleri yoksa bu camialar otuz kırk yıldır aynı tekrarlarla kendilerini avutup büyüleniyorlarsa varılacak nokta vahdet değil cahilce tekerrürdür.

Tarihin tekerrür etmesi cahillerin hatalarında ki ısrarından kaynaklanmıştır. İki günü eşit olanı ziyanda gören bir peygamberin ümmeti olarak tekerrürü bir kader levhası olarak görmekte en büyük zavallılık olacaktır.

İnşallah bu ramazan ayında zamanımızı tekerrürden kurtarmak adına ve hüsrana uğrayanlardan kurtulmak adına, mutedil bir tavır ile var gücümüzle çalışan muvahhitler olma dileğiyle,  Allaha emanet olun.

Mustafa BİLGİÇ

Anahtar Kelimeler: , , , ,