Yeni Gözlere Eski Oyunlar

Göz çağında yaşadığımızı daha önce belirtmiştik. Oyunlar gözler için sahneleniyor. Işıklar, ekranlar, renkler ve tüm aldatmacalar göz yoluyla zihinleri ele geçiriyor. Zihinlerden kalplere, duygulara derken beden ve ruh işgali gerçekleşmiş oluyor. Göz beş duyu organlarından biridir, manevi işleve sahip olan bir organdır, aynı zamanda dış dünyaya bakan bir kapıdır. Kapı olması hasebiyle de bir geçiş güzergâhıdır, insan aklının nizamiyesi durumundadır.

Firavunun sihirbazları, sergiledikleri göz aldatmacası oyunlarıyla Musa (a.s.) karşısına dikilmişlerdi. Onlar Firavun adına iş yapan, halkın gözlerini boyayan, sanal oyunları gerçekmiş gibi gösteren gözbağcılardı. Çok önemli bir iş yapıyorlardı, idraklerin kapanması için evvela gözlerin bağlanması gerekiyordu.

Tarih boyunca gelmiş geçmiş Firavunların taktikleri hep aynıdır. Kendi zamanlarının sihirbazlarını kullanarak halkın basiretini bağlarlar. Basiretten mahrum halk kolayca manipüle edilir ve böylece Firavunların iktidarları devam eder. Musa (a.s.) Firavunun bu silahına karşılık kendisine verilen mucize ile sihirbazların oyunlarını paçavraya çevirip bir kenara atmış ve zulüm düzeni için bu karşılaşma sonun başlangıcı olmuştu.

Bu gün sihirbazların işlevini gerçekleştiren ekranlar her yerdeler. Caddelerde, evlerde, ceplerde, toplu ulaşım araçlarında…

Emperyalizmin aldatmacalarını halklara yutturan, daha fazla alışveriş, ihtiyaç dışı eşya satın almaları için halkın iştahını kabartan reklam oyunlarıyla kapitalizme can damarı olan ekranlardır. Mazlum Ortadoğu halkını cani gibi gösterip kıtalar ötesinden gelen vampir sürülerini de barış elçisi olarak lanse eden yine ekranlardır. Göz yanılıyor, göz aldanıyor, göz boyanıyor.

Fakat bu çok eski bir oyundur ve bozulmalı artık.

Peki nasıl? Halktan gözlerini kapatmalarını mı isteyeceğiz. Daha başka şeyler, daha fazla ekran sahibi mi olmalıyız? Hali hazırda her camianın, grubun, tarikatın kendi taraftarlarını mest eden ekranları var. Fakat bunların çoğu mest etmek için var, uyarmak, uyandırmak için değil. Zamanın silahını kullanmakta sürekli gecikiyoruz. Tedbir zannettiklerimiz ötekini taklitten ibaret kalıyor. Bu zamanın gençliğini koruyacak, kurtaracak onlara yön verecek yeni projeler üretemiyoruz. Doksanlı yılların pratiğiyle 2017’nin gençliğini koruyamayız, kurtaramayız, ileriye taşıyamayız.

Bize yeni yollar, yeni pratikler lazım, bunun üzerine çalışmalar yapmalıyız. Bu cevap bekleyen bir soru değil acil eylem planı gerektiren durumdur.

Mustafa BİLGİÇ